Gönüllülük İnsana Ne Kazandırır?

0
6341

Mutluluk Kazandırır

Birlikte hizmet yaptığımız veya hizmet çabalarımızı konuştuğumuz arkadaşlarım vardır. Yaptıkları hizmetleri anlattırır, yüzlerindeki mutluluğu izlerim. Aynı mutlu ifadeleri bir de çocuklarının başarılarını anlatan annelerde ve babalarda görürüm. Hiçbir karşılık beklentisi içinde olmaksızın bir hizmeti bitirmek, gönüllülük arzusu duyan bir insana gönüllülüğün mutluluğunu anlatmak, bir öksüzün saçını okşamak, olanak sahibi bir insanın hizmet etmesine vesile olmak, insana mutlulukların en büyüğünü verir.

Coşku ve Sevinç Verir

Günlük yaşamın adına hayat mücadelesi deniliyor. Doğrudur; hayatı almak ve vermek olarak gördüğünüz zaman sürekli daha az vermek, karşılığında daha çok almak için uğraşırsınız. Hayatınız bunun mücadelesi, karmaşası, çekişmesi içinde geçer. O çekişmenin, mücadelenin arasında bir gün en azı verip en çoğu aldığınız zaman sevinirsiniz ama bu sürekli olmaz… Coşku ve sevincin olduğu yer verme dünyasıdır. Veren ve karşılığında bir şey beklememeyi öğrenen kimse sevinç ve coşkuyu kesintisiz yaşayacak sırrı bulmuş olur. İş ve sosyal yaşamım nedeniyle çok varlıklı insanlardan dostlarım ve arkadaşlarım oldu. Birçoğu kaybetme fobisi içindeydi. En cesurları, “Her şeyimi kaybetsem, sıfırdan başlar yine bu düzeye gelirim” derlerdi. Korkunun olduğu yerde sevinç ve coşku olmaz. Sevinç ve coşku cömertliğin ve karşılık beklemeden vermenin, sevmenin yol arkadaşıdır.

İtibar Kazandırır

Vermek, hizmet etmek ve karşılığında bir şey beklememek kadar büyük bir yücelik yoktur. Veren, seven, paylaşan, bu tutumu yaşam biçimi haline getiren insan, bir Çin atasözünde olduğu gibi, gül misali koku dağıtır ama bir karşılık beklemez. Verir, “Verdim” demez. Paylaşırken daima seçimi karşıya bırakır. Sevgisi yüzden değil içtendir. Bunların hepsi onun için doğaldır. Ama bu tutum toplumun gözünden kaçmaz. İlk karşılaştıklarında böyle şeylere alışkın olmadıkları için tereddüt ve şüpheyle bakarlar. Daha sonra yapılanların gerçek ve içten olduğunu görürlerse, kendileri vermeyi ve paylaşmayı bilmeseler de karşılık beklemeden verene, sevene, paylaşana saygı duyar, itibar ederler.

Dostluk ve Çevre Kazandırır

Gönüllülük, birlikte yapılan organizasyonlar ile verimli sonuca ulaşır. Bu organizasyonlarda görev alan her gönüllü, gönlü sevgi dolu, başka insanların acı ve yoksulluklarını paylaşmak için maddi, manevi çaba içinde olan, hayır ve hizmet sever cömert insanlardır. Böyle insanları ancak gönüllü topluluklarının arasında bulursunuz, tanıdıktan sonra da dostluğuna ve arkadaşlığına doyamazsınız. Gönüllü olabilmek insan için çok önemli bir niteliktir. Gönüllü topluluğunun içinde hizmet edebilmek ise gerçek bir insanlık ve sevgi eğitimidir. Gönüllü, bulunduğu her yere içindeki sevgi, hoşgörü, anlayış, coşku ve sevinçten cömertçe saçar. Bir gönüllü ile birlikte olmak, birlikte hizmet etmek, insan ilişkilerinin en güzeline ulaşmak demektir. Gönüllüler, gönüllü kuruluşlarda hizmet ederken hizmetlerine alt yapı oluşturmak amacıyla kendi aralarında çok güzel ve saygın dostluklar kurarlar. Birlikte seyahat ederler, kültürel, sanatsal etkinliklere giderler, düzenledikleri sosyal amaçlı toplantılara katılmak ise sosyal yaşamın en saygın ve üst düzey örnekleri içinde yaşamak demektir.

 Özgüven ve Güven Duygusu Kazandırır

Farkındalığı Artırır Her gün, her dakika gözlerimizin önünden binlerce şey geçer. Biz onların pek azını fark eder, pek azını görürüz. Fark etmemizi ve görmemizi sağlayan şey önümüzden geçen şeylere karşı olan ilgimizdir. Bir okula gideriz, yüzlerce çocuk geçer önümüzden, biz tanıdık çocukları veya kendi çocuklarımızı fark ederiz. Gönüllülük ile ilgilenmeye başladığımız zaman fark edeceğimiz şeyler arasına yaşadığımız yörenin, ülkenin, insanların, çevrenin sorunları girer. Başka insanların acıları, kederleri, ihtiyaçları bizi ilgilendirmeye başlar. Mahallemizde yaşayan yalnızlar, hastalar, muhtaçlar sanki eskiden mahallede yoklarmış gibi karşımıza çıkmaya başlarlar. Daha önce hiç rahatsız olmadığımız iş bulamayan engelliler, tretuvarları tırmanamayan tekerlekli sandalyeler gözümüze batmaya bizi rahatsız etmeye başlar.

Duyarlılığınız Artar

İnsanları ve ihtiyaçlarını, doğayı ve korumayı, hayvanları ve onlara zulmedenleri, öksüzleri ve sevgi arayışlarını, hastaları ve acizliklerini gördükten, onlara hizmet etmeniz gerektiğini hissettikten sonra artık normal insanlar gibi olamazsınız. Duyarlılığınız artar, sorumluluk duygunuz çoğalır, sizi huzura kavuşturacak tek şey hizmet etmek olur.

Hayatı Farklı Algılamayı Öğretir

Herkesin hevesi daha çok kazanmak, daha çok şey yemek, içmek, harcamak, daha çok şeye sahip olmak, daha çok şey biriktirmek üzerine… Köşeyi daha hızlı dönmek, kestirmeden hedefe ulaşmak için her yolu mubah görüyorlar. Madde, ruhlarını, zihinlerini esir almış adeta insanların. Oysaki yaşamın maddi karşılık beklemeyen yanlarından, kalp ve ruhun etkisinden uzaklaşılırsa hayat maddenin egemenliği altına girer. O zaman birçok insanın yaşadığı gibi hayat, almaktan, satmaktan, kapmaktan, toplamaktan ibaret kalır. Kuraklaşan hayatın tüm yönetimi akla geçer. Akıl insanı sevgiye götürmez, şefkate ulaştırmaz, aşkla buluşturmaz. Akıl hesap bilir, çıkar bilir; sevinç, coşku, merhamet, kucaklaşmak, okşamak onun için fuzulidir, zaman kaybıdır. Akılla ve çıkarla yönetilen dünyanın insanları birbirine yabancılaşıyor. Çıkarı olmayan kimsenin elini sıkmıyor, bir kazanç yoksa dönüp bakmıyor, yere düşeni üstümü kirletir diye kaldırmıyor, muhtaca hizmet arzusu duymuyor; çalsa, çırpsa, kazansa, muhtaç kalmasaydı diyor. İnsanlar dünyaya, yalnızca para, madde, çıkar cephesinden bakıyorlar. Bu cepheden baktığınız zaman kavgadan, mücadeleden, savaşmaktan kurtulamazsınız. Gönüllü, hayata gönül cephesinden bakar. İş ilişkileri dışında insanları sevilecek, karşılık beklemeden hizmet edilecek varlıklar olarak görür. Tek kazanç hesabı profesyonel işindedir. Onda da kazancı, adil, dürüst, hakka, hukuka uygun, ahlak ve erdem ilkeleri içinde elde etmek ister. Herkesin her yaptığından bir çıkar beklemesi, herkesin her insan ilişkisinde bir art niyet beslemesi, herkesin her insanı sıkılacak bir limon gibi görmesi, herkesin dünyadan daha büyük pay istemesi yalnızca isteyeni değil tüm dünyayı yakar, yıkar. Birinci, İkinci Dünya Savaşları yetmedi, her an dünyanın her yerinde savaşlar oluyor, insanlar ölüyor, öldürüyor. Çıkar duygusunu insanların zihnine öyle bir işliyorlar ki kardeş kardeşi öldürüyor. Müslüman Müslümanı boğazlıyor. Çıkar duygusu insanları dinden, imandan, Allah’tan uzaklaştırıyor. Ölen de öldüren de aynı dinden, aynı milletten, belki de aynı mahalleden… Hayatı gönüllülük cephesinden algılayan insanların artışı, karşılıksız verme ve koşulsuz sevme duygusunu n gelişmesi yönünden dünya için kalan son umuttur.

Anlayışınız ve Hoşgörünüz Artar

Gönüllülük sihirli bir formüldür çünkü insanları sevmeyi öğretir. İnsanları sevmeden gönüllülük olanaksızdır. Vermek çok güzel bir iştir, çok asil bir eylemdir. Fakat gönüllü olabilmek için yalnızca vermek yetmez. Sosyal sorumluluk projeleri uygulayan şirketler bol bol verir ama sevip sevmedikleri bilinmez. Zaten kurumsal bir yapıdan insana özgü sevme eylemi de beklenemez. Egosunu tatmin için verenler vardır, toplumdaki etkinliğini artırmak için verenler vardır, insanlar üzerinde tahakküm oluşturmak için verenler vardır ve daha birçok kişisel nedenler… Hangi nedenlerle verilirse verilsin vermek kutsaldır ama sürekli olanı, insanı mutlu edeni, yaşama coşku ve sevinç katanı sevgiyle vermektir. Gönüllülük sevme alışkanlığı yaratır. Severek vermenin güzelliğini öğrenir, sevmenin tiryakisi olursunuz. Severek, vererek yaşayan insanın önüne yeni ufuklar açılır, hayatı olumlu enerjiyle dolar. Sevginin olduğu yere kin, kıskançlık, hasislik, sertlik, öfke, şiddet, kavga, dargınlık gibi olumsuzluklar girmez. Gönüllü sevgi içinde yaşar. İnsanları anlar, anlayış gösterir, acılarıyla, kederleriyle, yalnızlıklarıyla, muhtaçlıklarıyla ilgilenir. Eksiğin, hatanın, kusurun insana özgü olduğu bilinci içindedir; hoşgörü gösterir. İnsanları eleştirmenin yararsız, değiştirmenin imkânsız olduğunu bilir. Eleştirerek omuzlarını çökertmek, değiştirmeye çalışarak şaşırtmak yerine takdir ederek geliştirmeye, büyütmeye, yüceltmeye çalışır. Gönüllülük gönlün dışarıya taşması, insanları kucaklaması, insanları anlaması, eksik ve kusurlara hoşgörüyle bakması, ruhun karanlıktan kurtulması, aydınlanmasıdır.

 Manevi Doyum Kazandırır

İnsanlar büyük bir doyumsuzluk içinde… Dünyevî şeylere, mala, mülke, paraya odaklı yaşayan insanların doyuma kavuşması olası değildir. Elli yılı aşkın ticaret yaşamımda gördüm ki, insanlar bazı şeyleri kazanabilmek ve sahip olabilmek için gece gündüz çalışıyorlar. “Bu hedefe ulaşırsam artık rahatlarım” diyorlar. O hedefe ulaşıyorlar, kazandıkları parayı ceplerine koyuyorlar. O para artık onların oldu ya, hemen unutuyorlar; yenisi için yola çıkıp, hedefi büyütüp daha büyük mücadelelere dalıyorlar. Bir Kızılderili sözü vardır: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” der. Beyaz adam böyledir; hiçbir şeyle doyamayacağını zanneder. Ağaçları kurutur, gönülleri kırar, elektrik üreteceğim diye suların yollarını değiştirir, mermer için dağları oyar ama gözü hiç doymaz. Gönüllü yaşamına başladığınız zaman hamdetmeye, şükretmeye de başlarsınız. Ne denli şanslı olduğunuzu, ne bereketli nimetler içinde yaşadığınızı görür, gördükçe şükrünüzü artırırsınız. Gönüllülük hastayla, yoksulla, yalnızla, engelliyle, muhtaçla yakın olmak demektir. Onların acılarını, eksikliklerini, yokluklarını, çaresizliklerini içinizin derinliklerinde hissetmek demektir. Bunları hissedip üzülmek bir şey ifade etmez. Hissedip kolunuzun, bacağınızın, sağlığınızın, varlığınızın olduğuna şükretmek; var olan her şeyinizle muhtaçlara hizmet çabası içinde olmak bir şey ifade eder. İsterseniz muhtaçlar için oturup günlerce ağlayınız, eve kapanıp günün 24 saati şükrediniz, onlar için hizmet yapmadıkça, acı ve muhtaçlıklarını paylaşmak için etkin çaba içinde olmadıkça ne gözyaşlarınız, ne hamdınız ne de şükrünüz çok şey ifade etmez. Şükretmek, doyumdan öte, yüce bir duygudur. Şükrü bilen, doyumsuz olmaz. “Şükür imanın yarısıdır” denilir. Allah’a iman eden O’nun kullarına hizmeti yüce bir görev bilir.

Yeteneklerinize Göre Cömertçe Hizmeti Öğretir

Bizim dünyaya gelişimizin bir nedeni de sahip olduğumuz şeylerle; sağlığımız, yeteneklerimiz, aklımız, bacağımız, kolumuz ve dünyada elde ettiğimiz bilgi, birikim, varlık ve deneyimlerle başka insanlara cömertçe hizmet etmektir. Allah bize her şeyi verirken, dünyayı bu denli bol nimetlerle cömertçe güzelleştirirken biz O’nun kullarına karşı hasis olamayız. Bizim de hizmet ederken, sahip olduğumuz her şeyle ve yeteneklerimizi en iyi şekilde değerlendirerek cömert olabilmeyi öğrenmemiz gerekir.

İnsan ve İnsancı Olmayı Öğretir

İnsanın iki dünyası vardır. Birincisi doğduğumuz, büyüdüğümüz ve ölümle terk ettiğimiz dünya; ikincisi de doğumu ve ölümü olmayan, sonsuzdan gelip sonsuza giden, elbise giyermiş gibi bedenlenip, dünya malları ve dünya insanları ile sınandığımız ruh dünyamızdır. Her iki dünyayı bir denge içinde birlikte yaşamadan huzura ve mutluluğa kavuşmak, gerçek insan olabilmek olası değildir. Bu dünyamızı aklımız yönetir, nefsimiz yönlendirir. Bu dünyanın hedefi para, pul, mal ve mülktür. Bu dünyanın yemesi, içmesi, eğlencesi, karşı cinsi çok caziptir. Çeşit çeşit şekillere, renklere, kılıklara girer bizi cezbederler. Görünüşleri iştah açıcı, kokuları iç gıcıklayıcı, lezzetleri nefistir. Onlara kapıldıkça bağımlısı, esiri oluruz. Bu dünyaya odaklanır, iç dünyamızdan uzaklaşırız. Devreye yalnız nefsimiz değil, aklımız da girer. Tüm hesaplar dünyasal şeyler üstüne kurulur. Bizi şefkate, merhamete, sevgiye, başka insanları düşünmeye ulaştıran gönlümüzdür. Başka insanları koşulsuz olarak sevmeye, ihtiyaçlarını düşünüp karşılık beklemeden ilgilenmeye ve olanaklarımız ölçüsünde vermeye başladığımız zaman gönüllü oluruz. Gönüllülüğün zevkine, sevincine ulaşıp mutluluğunu yaşadıkça nefsimizin istekleri, aklımızın hesapları yanında iç dünyamızın verdiği huzur ve sevinçle birlikte yeni hayır ve hizmet arayışları içine gireriz. Kalbimizin kapıları açılır, aklımız ve ruhumuz bir denge içinde yaşamımıza yön verir. Bencillikten, açgözlülükten, doyumsuzluktan uzaklaşır, insanlara daha yakın oluruz. Yalnız kendimizi kendi çıkarlarımızı düşünmek yerine, diğer insanları, doğayı, dünyadaki canlı, cansız tüm varlıkları düşünmeye, hiç birine zarar vermemeye ve korumaya çalışırız. Gönüllülük, gerçek insan ve insancı olmak, insana ve insanın yaşadığı dünyaya saygılı olmak demektir.

Korkularımızı Bitirir

Sevgi yazarlarının birçoğu, “Sevginin karşıtı nefret değil korkudur” derler. Doğrudur, sevgi insanı güçlendirir, cesaret verir, umutlarını artırır. Sevgi insanı egodan, bencillikten arındırır. Korkunun temelinde kaybetmek ve korunmak duygusu vardır. Bencillik, sahip olma duygusu, biriktirme arzusu insanı hasis, kıskanç ve korkak yapar. Aynı duygularla yaşayan insanlar içinde bulunmak da korkuyu artırır. Çünkü açgözlülük ve doyumsuzluk ile her an almaya, paylaşmada büyüğü kapmaya isteklidirler, bakışları bile korku doludur. Gönüllü ise vermeye, sevmeye, paylaşmaya, paylaşmada seçimi karşı tarafa bırakmaya hazırdır. Bu duygu insanlar arasında güven yaratır. Güven duygusunun egemen olduğu ortamlarda ise korku yaşamaz.

Çocuk dünyaya geldiğinde hiçbir ihtiyacını karşılayacak durumda değildir. Kedi yavrusu gibi anne memesini bile bulup yapışamaz. Onun tüm korkularını anne sevgisi bitirir, hayata bağlar. Sevgisizlik ve yalnızlık kadar insanlara zor gelen ve korkutan şey pek azdır.

İnsanı Sağlıklı Yapar

Ağır hastalıkları nedeniyle oyalanmak ve yalnızlıktan kurtulmak için gönüllüler arasına katılan birçok insana rastladım. Gönüllülük zevkiyle tanıştıktan bir süre sonra, yalnızca korku ve yalnızlıklarından değil, hastalıklarından da kurtulanları gördüm. Hatta tümörün beyindeki yeri nedeniyle doktorların ameliyat yapmaya korktukları bir hanımefendi, gönüllüler arasında yaşamaya başladıktan sonra ağrı ve sıkıntılarından kurtulup şifa bulmuştu. Tümör büyümesini durdurup rahatsız etmez hale gelmişti. Kanserin, ülserin, bel ve sırt ağrılarının, tansiyon bozukluğunun, kalp hastalıklarının ve daha birçok rahatsızlığın temelinde stres vardır. Kendim yaşadım ve birçok arkadaşımda gördüm ki stresin en şifalı ilacı gönüllülüktür. Alma, sahip olma telaşı ve kaybetme korkusunu gönüllülüğün cömertliği ve kazandırdığı özgüven bitiriyor. 73 yaşındayım ve hala güneş gözlüğü dahil hiç gözlük kullanmıyorum. Hayretle sorduklarında, “Gönüllüler arasında, güzel insanlar arasında yaşıyorum. Güzele bakmanın göze faydası vardır derler, o faydayı yaşıyorum” derim. Gerçekten de gönüllü olmanın, gönüllüler arasında yaşamanın yalnız göze değil akla, fikre, bele, sırta, mideye, bacaklara, tüm bedene faydası vardır. İyi işler yapmadan, iyi insanlarla beraber olmadan iyi olabilmek olası değildir.

Deneyim Kazandırır

Gönüllülük çok değişik insanlarla birlikte yaşanan ve insanın önüne farklı hizmet yelpazeleri açan bir mutluluk yoludur. İnsanın ruhunu aydınlatır, diğer insanlara yaklaştırır. Gönüllülük yaşamınız boyunca birçok insanla karşılaşır ve birlikte, sonucunda hiç çıkarınız olmayacak projelere katılırsınız. İnsanları işte o zaman ölçer, tartar, tanırsınız. Gerçek yanlarını görürsünüz. Verebiliyor mu, sevebiliyor mu, çıkar hesapları dışında bir şey yapabiliyor mu, anlarsınız. Gönüllü yaşamı, başka insanlara hizmet amacıyla projeler yapmak, sonuca ulaştırmak demektir. Proje yapmanın, gerçekleştirmenin, başka gönüllüler ile birlikte çalışmanın, iş bölümünün ve görev paylaşımının yollarını öğrenir, deneyimlerini kazanırsınız. Başka insanların mutluluğu için sorumluluk üstlenmenin zenginliğini yaşarsınız. Bizim geleneksel bir insan tanıma yolumuz vardır. “Bir insanı tanımak istersen; birlikte iş yap, birlikte seyahat et, birlikte içki iç” derler. Ben kendi yaşamımda buna bir şey daha ekledim: “Birlikte gönüllülük yap.” Gönüllü yaşamı, insana normal yaşamı içinde karşılaşma olanağı bulunmayacak deneyimler kazandırıyor.

Takım Ruhu ve Liderlik Yeteneği Kazandırır

Gönüllüler iyi insanlar oldukları için kendi aralarında iyi anlaşır, iyi arkadaşlıklar kurarlar. Bu arkadaşlıkları ile aralarındaki sevgi ve güven, takım ruhu için güçlü bir alt yapı oluşturur.

Gönüllülük çok zevkli bir iş olduğu için, birçok insanda tutku haline gelir ve bu tutkulu insanlar arasında lider yetenekli çok değerli insanlar bulunur.

YORUM BIRAK