Gönüllülükte Başarı Yolu

0
609

Gönüllülük, gönüllülüğün kural ve yöntemlerine uygun yapılmazsa, karşılıksız hizmetten başka hedefler olursa ve gönüllüler arasında arkadaşlık duygusu kaybolursa başarılı hizmetler de kaybolur. Bir insan hizmete ve sevgiye odaklı olarak gönüllü olur. Bunları bulamayınca gönlü kırılır ve umutları azalır. Gönüllünün; gönüllü olmak için hiçbir taahhüdü, yükümlülüğü veya zorunluluğu yoktur. Onu gönüllülüğe götüren içindeki sevgi ve hizmet arzusudur. Bunlar incinmeden yaşatılmalıdır. Gönüllüyü başarıya ulaştıracak yolu aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

Kişisel Çıkar Gütmemek

Kişisel çıkar düşüncesi içinde gönüllülük olmaz. Kişisel çıkar düşüncesi hem kurum içindeki dengeleri bozar, hem de gönüllüyü gönüllülüğün mutluluğundan uzaklaştırıp gönüllülük duygusunu körelten maddi hedeflere yöneltir.

Kişisel prestij peşinde olmamak

Eğer bir gönüllü kuruluş, toplumda geçmişten gelen prestij, etkinlik ve saygınlığa sahipse bundan yararlanmak isteyenler her zaman çıkabilir. Oysaki bu mutluluktan ancak hizmeti hedefleyenler, kurumun prestijinden kişisel prestij beklemeyenler yararlanabilir. Bunun aksi düşüncede olanlar, prestij kazanmak yerine prestij kaybederler. Çünkü gönüllü kuruluşlarda çalışanlar, kalbi temiz ve kalp gözü açık insanlardır. Kimin ne yaptığını görür fakat saygın kimlikleri nedeniyle bunu ulu orta ortaya dökmezler. Kişisel prestij peşinde olan kişi ise görülmüyorum zanneder ve her gün biraz daha prestij kaybeder.

Gönüllü Kuruluştan Maddi Çıkar Beklentisi İçinde Olmamak

Bu beklenti bir gönüllü için intihar gibi bir şeydir. Hemen görülür, bilinir ve gönüllülüğü bitirir. Gönüllü kuruluşun maddi olanaklarına el uzatmak veya göz koymak, hırsızlığın en adi türleri içine girer, gönüllülüğün yanına bile yaklaşmaması gerekir.

Gönüllülükte en hassas konulardan biri para olayıdır. Anında makbuz verilmeden toplanan paralar, gerekli yöntemlere ve kararlara uyulmadan yapılan harcamalar ile maddi konulardaki belirsizlikler ve karanlık noktalar gönüllüler arasındaki güven ortamını bozar. Paranın büyüğü küçüğü olmaz. Gönüllü kuruluşlarda her miktardaki para önemlidir ve parasal işler kuralına göre yapılmalıdır.

Gönüllülük; tok gözlü, doyumlu, kendi yaşamı kadar başka insanların da yaşamına önem veren, hizmete açık, cömert insanların işidir. Açgözlü, sırnaşık, her ilişkiden bir çıkar umut eden, yüzsüz, istemeyi ve beklemeyi adet haline getirmiş insanların işi değildir. Bu tip insanlar, iyi insanlardan oluşan, “Hayır” demeyi bilmeyen ve vermeye açık olan gönüllü ortamını kullanmak isterler ve çok zarar verirler. Gönüllü ortamına bu tip insanları katmamak veya hızlı teşhis edip fırsat tanımamak gerekir.

Gönüllülük mutluluğunu, huzurlu ve uzun süreli yaşayabilmek için paranız olsa da olmasa da para ile ilgili olayları tümüyle gündemden çıkarmak gerekir. Hatta gönüllü kuruluşlarda, yönetsel işlerde bile paranın etkinliğini azaltmak, en tasarruflu ve en az para gerektiren işler ve hizmetler yapmak hedeflenmelidir. O zaman devreye daha değerli şeyler girer. Emek, yaratıcılık, paylaşım, iş birliği, gönül birliği gibi yüce değerler dostlukları zedelenmekten kurtarır, çıkar beklentisi içinde olanlara da fırsat tanımaz.

Politika İle İlişki İçinde Olmamak

Gönüllülük ve politika birbirinden ayrı, birbirine karşı ve birlikte yaşayamayacak kadar farklı iki kavramdır. Oysaki her ikisinin de amacı insandır ve insana hizmettir ama yolları ayrıdır. Politikacı yaptığı her işten, gösterdiği her ilgiden ve verdiği her hizmetten karşılık bekler. Beklediği karşılık oydur. Gönüllünün ise yaptıklarından, verdiklerinden, sevdiklerinden hiçbir beklentisi yoktur. Her hangi bir beklenti, özellikle de politik bir beklenti içinde gönüllülük yaptığınız zaman, sonuç mutluluk ve başarı değil acı bir hüsran olur.

Gönüllülükte Eğitim ve Motivasyona Açık Olmak

Gönüllülük çok zevkli, çok sevinçli, yaşama anlam ve güzellik katan bir mutluluk yoludur. Her güzel şeyde olduğu gibi güzelliği tadına vararak yaşamak, daha büyük güzelliklere ulaşmak ve başarı sağlayarak daha ileri mutlulukları yakalayabilmek için gönüllülüğü iyi öğrenmek gerekir. Eğer çevrenizde başarılı ve etkili gönüllüler görmek istiyorsanız, onlara önder olunuz, gönüllülük eğitimleri almalarını sağlayınız. Siz de kendi eğitiminizi her kanala başvurarak hiç eksik etmeyiniz. Öğrenmek, bu yolda eğitim ve yeni bilgiler almak, insanı yaşama bağlayan ve gönül verdiği konu ile motivasyonunu sağlayan en önemli yoldur. Yaşamdan öğrenmeyi kaldırdığınız zaman yaşamınız hayat kaynağını, suyunu, gürül gürül akan çağlayanını kaybetmiş topraklar gibi kupkuru bir çöle döner. Yeni alınan her bilgi yeni bir heyecan yaratır, yolunuzu aydınlatır, yaşamla olan bağınızı kuvvetlendirir, ufkunuzu açar, umutlarınızı artırır. Öğrendikleriniz gerçek mutluluk ve sevinç kaynağı olur. Gönüllülük üzerine alınan bilgi ve deneyimler ise hayatınızı yemyeşil ormanlara, bereket dağıtan ırmaklara, karanlığı aydınlatan mehtaplara, her ekileni bine katlayan verimli topraklara dönüştürür.

Kamu Yöneticileri İle İşbirliği İçinde Olmak

Gönüllülük ve sosyal girişimcilik, yetişkin çağdaki her insan için en büyük mutluluk, sevinç ve coşku kaynağı olabilir. Özellikle belediyeler, valiler, kaymakamlar, hatta muhtarlar bu konuda eğitilmeli, gönüllülük onlara sevdirilmeli ve halkı eğitmeleri için görev verilmelidir. Türkiye genelinde bir gönüllü seferberliği ilan edilebilir. Bu girişim hem halkın yaşadığı yere daha çok ilgi ve sevgi göstermesini sağlar, hem de gönüllülük duygusunu geliştirerek mutluluklarına çok şey katar. Yurttaşlık bilinci geliştirilen ve gönüllülük eğitimi alan insanlar yaşadıkları yere daha büyük bir sevgiyle bağlanırlar. Yaşadıkları yerin sorunlarını düşünür, inceler ve çözümünde görevler alabilirler.

Gönüllüler Arasında Kavga, Suçlama, Yargılama Olmamalı

Gönüllülük, sevgi, hizmet ve mutluluk yoludur. Kavga, suçlama, yargılama gibi olumsuzluk üreten düşünce, niyet ve eylemler gönüllülük duygusu ile bir arada bulunmamalıdır. Aksi takdirde yolu kirletir, bozar ve aksatır. Gönüllülük insancıl duygular içinde ve insanların birlikte yaptıkları hizmet projeleri ile başarıya ulaşır. İnsanın en yüceldiği, birbirini en çok sevdiği ve en çok düşündüğü noktadır. Oysaki kavga, suçlama ve yargılama insan ilişkilerini en alt düzeye indirir. Sevgiyi zedeler, insanları birbirinden uzaklaştırır. Kavga, çekişme ve mücadele insan ilişkilerinin zehridir. Bulunduğu yerde iyi ilişkiler ölür; rekabet, kıskançlık, taraftarlık ve hasımlık oluşmaya başlar. İnsan, insanla mücadele etmez; konuşur, anlatır, anlayış gösterir ve anlaşır. İnsan, insanla çekişmez. Gönüllülük; dünyevî bir iştir ama temeli ruhsaldır. Şefkate, merhamete, sevgiye, içtenliğe ahlaka ve vicdana dayanır. Bu nedenle gönüllü ruhsal zenginliği olan v yaptığı her hizmette içtenliği, samimiyeti önde olan insandır. İçten bir arzu ve istekle vermezseniz gönüllülük sürmez. Oysaki yargılama, içe bakmadan dışarıda görülenlere bakılarak yapılan bir eylemdir. Karşılaştığımız her olayı, her insanı, her şeyi hemen kendi zihnimizde değerlendirmeye tabi tutar; sonra da iyi, kötü, doğru, yanlış diye yargıya varırız. Hatta bazen öyle kararlar veririz ki; ne hakkında yargıda bulunduğumuz olayla karşılaşmışız, ne de insanları tanımışız; yalnızca duymuşuzdur. Ama yaptığımız yargı, verdiğimiz karar sanki tüm detayları incelemişiz gibi kesindir. Çünkü oluşmuş sabit fikirlerimiz, önyargılarımız vardır. Kararı biz değil, önyargılarımız vermiştir. Biz, çok daha önceden iyinin, kötünün, doğrunun, yanlışın ne olduğunu belirlemiş, karşılaşmadığımız, belki de hiç karşılaşamayacağımız olaylar, kişiler hakkında kararı vermiş ve onu peşinen hafızamıza yerleştirmişizdir. Gönüllüler hizmet yolunda gönüllerini birleştirirler. Hiçbir karşılık beklemeden emeklerini, çabalarını başka insanlara hizmet için ortaya koyarlar. Bu nedenle zarif, hassas, hatta kırılgandırlar. Gönüllü hizmetlerde profesyonellikleri yoktur. Tek beklentileri sevgi, saygı ve mutluluktur. O nedenle gönüllü ilişkilerinde gerçeklere ulaşmak, gerçekçi kararlar vermek, yüzeysellikten kurtulup gönüllünün içine, gönlüne ulaşmak gerekir. Oysaki oluşturduğunuz her önyargı ile veya kendinize göre inceleyerek, değerlendirerek, sınıflandırarak verdiğiniz her yargı ile, hiçbir insanın veya olayın gerçeğine ulaşamazsınız. Ulaşabileceğiniz tek yer kendi gerçeklerinize ve görüşlerinize göre yaptığınız yargıdır. Bizim her yargımız yüzeyseldir ve bize ait bir görüştür. Yaptığımız yüzeysel yargılardan ise en büyük zararı biz görürüz. Vebal üstleniriz, yargılarımızdaki eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle oluşacak her hatanın sorumluluğu altına gireriz. Yüzeyde yaşayan insanlar için bunlar gelip geçilecek, üzerinde durulmayacak şeyler olabilir. “Söyledim, geçip gitti” derler. Oysaki içsel dünyanın bilinci içinde yaşayan insanlar bu durumda ağır acılar çekerler… Bu dalgalanma içsel dünyamızın enerjisini azaltır, baskılar yaratır. Düşüncelerimiz ile içsel dünyamız arasındaki gelgitlere sıkışıp kalırız. Gerçek güç, huzur ve mutluluk, tüm ilişkilerde içle dışın, sözle özün bir olmasındadır. Bu birliktelik dünyasal ilişkilerinizde ve kararlarınızda size ayna olur. Yargılamalar yapmadan ruhun zenginliği ile aydınlanmış bir hayat sürersiniz. Gönüllünün gönlüne böyle zengin bir hayat yakışır.

Gönüllünün Kendisiyle ve Grupla Barışık Olması

Bir insanın ilk işi kendini sevmek ve kendisiyle barışık olmaktır. Çünkü bir insanın kendini sevmesiyle diğer insanları sevmesi bir bütündür. Yine bir insan eğer kendisiyle, kendi iç dünyasıyla barışık değilse başka insanlarla da barış içinde olamaz. Bir insanın kendini sevmesi; insanın kendine değer vermesi, ilgi duyması, özen ve saygı göstermesi demektir. İnsanın kendini sevmesi; kendini tanıması, içindeki sınırsız sevgiyi ve yetenekleri keşfetmesi, bunları kendi yaşamını ve diğer insanların yaşamını güzelleştirebilmek için cömertçe kullanmasıdır. Bunlara ulaşamadığımız zaman sevebileceğimizden daha az sever, verebileceğimiz hizmetlerden daha azını veririz. Eğer kendimizle barışık değilsek başkalarının bizimle birlikteyken barışı ve huzuru hissedebilmesi olası değildir. İnsanlar birlikte yaşamak için tasarlanıp yaratılmıştır. Sevgiyi öğrenmek, çevremize yansıtmak, bir sevgi ve barış ortamı yaratmak amacımız olmalıdır.

 Üyelere Ait Olma ve İftihar Duygusu Verilmesi

Bir kimse herhangi bir gönüllü kuruluşa üye olurken amaçlarına, üyelerine, gerçekleştirdiği hizmetlere, saygınlığına, prestijine vb. bakarak seçim yapar. Üye oluştaki önemli kriterlerden birisi de o derneğin aidiyet duygusuna sahip olmak ve onunla iftihar duymaktır. Aidiyet ve iftihar duygusunun oluşumunda derneğin tarihi, üyeleri ve toplumdan gördüğü ilgi önem taşır ama gönüllünün bir beklentisi daha vardır. Üye olduğu derneğin gerçekleştirdiği hizmetler ve üyenin bu hizmetlerde katkısının olduğunu bilmesi iftihar ve aidiyet duygusunu zirveye çıkarır. Gönüllü, bir derneğe hizmet etmek amacıyla üye olur, hizmetlerde payı oldukça mutluluğa ve sevince ulaşır. Üyeye hizmet mutluluğunu yaşatabilmek için üyeyi iyi tanımak gerekir. Çünkü her gönüllü, her hizmette aynı başarıyı gösteremez. Başarılı olamayan gönüllünün morali bozulur, topluluktan kopma ihtimali artar. Bu nedenle üyeyi iyi tanımak ve ona başarılı olabileceği hizmet projelerinde görev önermek gerekir.

 

Çevreyle İyi İlişki Kurulması ve Hizmete Katkı Alınması

Gönüllünün görevi, maddi manevi olanaklarıyla hizmeti bizzat yapmaktan çok ötedir. Görevi yalnızca kendi olanaklarıyla yapmayı öğrenen ve buna yeltenen gönüllünün olanakları bir yere kadardır; biter. Gönüllü, gönlündeki hizmet arzu ve heyecanlarını gerçekleştirebilmek için çevre olanaklarını harekete geçirmeli, çevrenin katkıları ile hizmete ulaşmanın yollarını bulmalıdır. İslam inancına göre hizmete vesile olmak en az hizmeti yapmak kadar kutsaldır.

Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Olanaklarının Korunması ve Gönüllü Hizmetlerine Katılması

“Devletin malı deniz, yemeyen domuz” gibi dilimize girmiş iğrenç bir deyim vardır. Türk insanını, Türk işadamını bundan daha çok aşağılayan bir deyimi bulabilmek bence çok zordur. Ama bu sözün ilk bölümünde de inkâr edilemez bir gerçek vardır. Devletimizin malı gerçekten bir denizdir ve üzülerek belirtmek gerekir ki bu deniz kamu yönetimleri tarafından değerlendirilirken gözden kaçan şeyler ve yetersiz tasarruf önlemleri vardır. Bu konuda dilden dile dolaşan çok komik hikâyeler anlatılır. Ülkesini seven ve ülkesine hizmet etmek isteyen gönüllülerin başta gelen hizmet projeleri devletimizin olanaklarını korumak ve bu olanakları gönüllü hizmetlerine önemli bir kaynak olarak katmak olmalıdır.

Başarılı Toplantılar Yapılması

Gönüllüler bir organizasyon içinde birlikte çalışır ve birliğin yarattığı motivasyon ile hizmetler üretirler. Birlikte çalışırken, proje yaparken, hizmeti ve sonuçlarını konuşurken bir araya gelişlerinin tümüne toplantı denilir. Sosyal birliktelikleri ve kurumsal yapıları dinamitleyen en büyük tehlike; başarısız toplantılardır. Özellikle İstanbul, Ankara gibi ulaşımın çok zaman aldığı metropollerde, toplantıya katılan her gönüllü önemli bir özveride bulunmuştur. Katıldığı toplantıdan bulunduğu özverinin karşılığını almalıdır. Eğer bir gönüllü, toplantıdan ayrılırken, “Ben; bu çekişmenin, mücadelenin içine neden geldim veya fındıkkabuğunu doldurmaz şeyler konuştuk, zamanım kayboldu veya madem fikrimi dinlemeyeceklerdi neden çağırdılar” gibi olumsuz duygular ile ayrılmışsa sonraki toplantılara katılması çok zordur. Kötü düzenlenmiş veya verimsiz geçmiş toplantılar sosyal yaşama çok büyük zarar verir. Aslında toplantılar iş yaşamının da en riskli enstrümanıdır ama iş yaşamında profesyonellik nedeniyle müdürün veya patronun davet ettiği toplantılara katılmak zorunlu olduğu ve karşılığında da para alındığı için profesyonel iyi, kötü demeden toplantılara katılır. Oysaki gönüllülükte böyle bir zorunluluk yoktur. Gönüllü, gönlünün hoş olmadığı, sonucuna inanmadığı veya sıkıldığı toplantılara katılmaz. Bu nedenle gönüllü kuruluşlarda toplantı yöneten ve düzenleyenin sorumlulukları daha ağırdır. Gönüllünün hizmeti öğrenmesi, hizmete katılması, yönetsel bilgilere ulaşması için gönlünün kırılmadığı, hoşnut kaldığı ve verimine inandığı toplantılar düzenlenmesi gerekir. Aksi takdirde gönüllü toplantılarda aradığını bulamayınca, sessiz sedasız ortadan kaybolur.

 

YORUM BIRAK